Ders Masasında Savaş Değil, İş Birliği: Çocuğunuzla Doğru İletişimin 7 Yolu:

“Ders çalış!”
“Telefonu bırak!”
“Kaç soru çözdün?”
“Böyle giderse sınavı nasıl kazanacaksın?”
Birçok evde ders çalışma saatleri zaman zaman küçük bir mücadeleye dönüşebiliyor.
Anne-baba çocuğunun başarılı olmasını istiyor. Çocuk ise sürekli kontrol edildiğini, eleştirildiğini veya üzerinde baskı kurulduğunu hissedebiliyor.
Sonuç?
Ders masası bir öğrenme alanı olmaktan çıkıp bir çatışma alanına dönüşebiliyor.
Oysa özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde eğitim yalnızca konu anlatmak ve soru çözmekten ibaret değildir. Öğrencinin kendisini nasıl hissettiği, öğretmeniyle ve ailesiyle kurduğu iletişim, başarısızlığa bakışı ve çalışma sürecindeki özgüveni de öğrenmenin önemli parçalarıdır.
Peki ders masasındaki mücadeleyi nasıl iş birliğine dönüştürebiliriz?
1. Önce çocuğu anlamaya çalışın
“Ders çalışmıyor.”
Bu cümle aslında bir davranışı tarif eder; fakat davranışın nedenini açıklamaz.
Bir öğrenci ders çalışmıyor olabilir çünkü konuyu anlamıyordur.
Nereden başlayacağını bilmiyor olabilir.
Başarısız olmaktan korkuyor olabilir.
Çalışmasına rağmen istediği sonucu alamadığı için motivasyonunu kaybetmiş olabilir.
Ya da yalnızca nasıl verimli çalışacağını bilmiyor olabilir.
Bu nedenle:
“Neden ders çalışmıyorsun?”
yerine bazen:
“Ders çalışırken seni en çok zorlayan şey ne?”
sorusunu sormak çok daha anlamlıdır.
Çünkü amaç çocuğu sorgulamak değil, problemi birlikte keşfetmektir.
2. “Yapamıyorsun” yerine “Henüz yapamadın” dilini kullanın
Çocukların kendileri hakkında oluşturduğu düşünceler, öğrenme süreçlerini doğrudan etkileyebilir.
“Sen matematikte zaten kötüsün.”
“Senin dikkatin hiç yok.”
“Bu dersi hiçbir zaman yapamayacaksın.”
gibi cümleler zamanla öğrencinin zihninde bir kimlik cümlesine dönüşebilir.
Bunun yerine:
“Bu konuda şu an zorlanıyorsun ama birlikte geliştirebiliriz.”
demek çok daha yapıcıdır.
Çünkü bir öğrencinin bugün zorlanması, yarın da zorlanacağı anlamına gelmez.
Eğitimde önemli olan yalnızca mevcut seviyeyi görmek değil, öğrencinin gelişebileceğine inanmasını sağlamaktır.
3. Hataları başarısızlık değil, yol haritası olarak görün
Bir sorunun yanlış yapılması çoğu zaman öğrencinin eksik olduğu noktayı gösterir.
Ancak öğrencinin karşısında sürekli:
“Bunu da mı yapamadın?”
“Bu çok kolaydı.”
“Bunu daha önce anlatmıştık.”
gibi cümleler duyuluyorsa hata yapmak korkutucu hale gelebilir.
Oysa:
“Burada nerede takıldığını birlikte bulalım.”
demek hatayı bir öğrenme fırsatına dönüştürür.
Çünkü iyi bir eğitim ortamında öğrenci yalnızca doğru cevap vermeyi değil, yanlışından nasıl öğreneceğini de öğrenir.
4. Sonuçtan önce süreci fark edin
Elbette sınav sonucu ve netler önemlidir.
Fakat bir öğrencinin gelişimini yalnızca aldığı puan üzerinden değerlendirmek yeterli değildir.
Örneğin:
“Kaç net yaptın?”
sorusunun yanında;
“Geçen denemeye göre hangi konuda ilerledin?”
“Bu denemede hangi yanlışlarını kendin fark ettin?”
“En çok hangi soru tipinde zorlandın?”
soruları da sorulabilir.
Çünkü öğrencinin yalnızca sonucunu değil, öğrenme sürecini takip etmek gerekir.
Bazen 5 netlik bir artıştan daha değerli olan şey, öğrencinin daha önce çözemediği bir soru tipini artık kendi başına çözebilmesidir.
5. Büyük hedefleri küçük adımlara bölün
“Bugün üç saat ders çalışacaksın.”
Bir yetişkin için makul görünen bu cümle, özellikle motivasyonu düşük bir öğrenci için oldukça büyük bir hedef olabilir.
Bunun yerine hedefi küçültmek işe yarayabilir:
“Önce 20 soru çözelim.”
“Şu konunun ilk bölümünü tamamlayalım.”
“Önce yanlış yaptığın sorulara bakalım.”
Küçük hedefler tamamlandıkça öğrenci kendi ilerlemesini görmeye başlar.
Ve çok önemli bir duygu oluşur:
“Ben bunu yapabiliyorum.”
İşte sürdürülebilir çalışma alışkanlığının temelinde çoğu zaman bu duygu vardır.
6. Ergenle mücadele etmeyin, onu sürece dahil edin
Ergenlik döneminde çocuklar giderek daha fazla bağımsızlık ve söz hakkı ararlar.
Bu nedenle her şeyi emir şeklinde ifade etmek yerine, belirli sınırlar içerisinde seçim hakkı tanımak daha sağlıklı bir iletişim oluşturabilir.
Örneğin:
“Bugün matematik çalışacaksın.”
yerine:
“Bugün matematik mi yoksa Türkçe mi çalışarak başlamak istersin?”
denebilir.
Burada amaç bütün sorumluluğu çocuğa bırakmak değildir.
Sınırlar yetişkinde, bazı seçimler ise öğrencide olabilir.
Bu yaklaşım öğrencinin kendi çalışma sürecinin sorumluluğunu yavaş yavaş üstlenmesine yardımcı olur.
7. Çocuğu başkalarıyla değil, kendi gelişimiyle kıyaslayın
“Arkadaşın senden daha yüksek aldı.”
“Kuzenin senden küçük ama senden başarılı.”
“Senin sınıfındaki herkes bu konuyu bitirmiş.”
Bu cümleler bazen çocuğu motive etmek amacıyla söylenir.
Fakat çocuk bunları:
“Ben yeterince iyi değilim.”
şeklinde algılayabilir.
Oysa en anlamlı kıyas öğrencinin kendi gelişimidir.
Geçen ay yapamadığı bir soruyu bugün çözebiliyor mu?
Daha düzenli çalışabiliyor mu?
Yanlışlarını analiz etmeyi öğrendi mi?
Ders sırasında daha rahat soru sorabiliyor mu?
İşte gerçek gelişim çoğu zaman bu küçük değişimlerde saklıdır.
Peki öğretmenin rolü nedir?
Özellikle birebir eğitimde öğretmenin görevi yalnızca konuyu anlatmak değildir.
İyi bir öğretmen öğrencinin hangi konularda zorlandığını, hangi soru tiplerinde hata yaptığını ve hangi çalışma yöntemine daha iyi cevap verdiğini gözlemlemelidir.
Bu nedenle birebir ders:
Konu anlatımı → soru çözümü → ders bitti
şeklinde ilerlemek zorunda değildir.
Öğrencinin gelişimi takip edilmeli, eksikleri belirlenmeli ve çalışma yöntemi öğrencinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmelidir.
Çünkü her öğrencinin öğrenme biçimi, çalışma alışkanlığı ve ihtiyaçları aynı değildir.
Ders Masasında Savaş Değil, İş Birliği
Çocuğunuzun başarılı olmasını istemeniz çok doğal.
Onun geleceğini düşünmeniz, ders çalışmasını istemeniz ve zaman zaman endişelenmeniz de çok anlaşılır.
Ancak bazen çocuğun ihtiyacı daha fazla baskı değil;
daha anlaşılır hedefler, doğru iletişim ve kendisini güvende hissedeceği bir öğrenme ortamıdır.
Unutmayalım:
Çocuk bir sınav sonucu değildir.
Bir denemede aldığı düşük puan onun potansiyelini belirlemez.
Bir konuyu geç öğrenmesi başarısız olduğu anlamına gelmez.
Ders çalışmakta zorlanması da onu “tembel” yapmaz.
Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir.
Bazen bir öğrencinin hayatında fark yaratan şey, çözdüğü bir matematik sorusundan çok, zorlandığı anda karşısında kendisine:
“Sen yapamıyorsun.”
diyen değil,
“Henüz olmadı. Birlikte tekrar deneyelim.”
diyen bir yetişkin bulmasıdır.
Çünkü gerçek başarı yalnızca sınavda doğru cevapları bulmak değil;
öğrencinin zamanla kendi potansiyeline güvenmeyi öğrenmesidir.
Rotakoç Akademi
Rotakoç Akademi’de öğrencilerin yalnızca ders başarısına değil; çalışma alışkanlıklarına, akademik gelişimlerine ve öğrenme süreçlerine de odaklanıyoruz.
Çünkü bizim için iyi eğitim, yalnızca daha çok soru çözmek değil; öğrencinin nasıl öğreneceğini öğrenmesidir.






Yorumlar